![]() |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
HÜLYA NUTKU
KÜÇÜK ADAM NE OLDU SANA?
(ya da bize?)
Hans Fallada (
1893-1947) Küçük Adam Ne Oldu Sana? Romanının yazarı, gelir
düzeyi iyi bir ailenin çocuğu, küçük yaşlarda
evlerindeki bir çok eseri
okumuş, üst düzeyde bir eğitim almış olmasına karşın yazdığı
eserlerde derdi yoksul insanlar, işçiler, kenar mahallelerde
yaşayan insanlar…O ilginç uslubu ve anarşist tutumuyla
dikkat çekiyor. Berlin’de bir süre patates işçilerinin
yanında yaşadığı deneyim ve marjinal yaşamı onu 1932 de
yazdığı bu romanla üne kavuşturuyor. Toplumcu gerçekci bir
yazar diyebileceğimiz Fallada bu romanıyla nasyonel
sosyalistlerin şimşeklerini üzerine çekiyor. Çünkü onlar
romanın kendilerine karşı yazılmış olduğu düşüncesini
taşıyor.
Bu
nedenle de Fallada’nın başı dertten kurtulamıyor. Yazarın
yaşam tarzı, hayata karşı olan tutumu, sağlığını hiçe sayan
davranışları ise onun yokoluşunu hızlandırıyor. Fallada
henüz ellili yaşlardayken hayatını kaybediyor.
Aynı adlı romandan Yılmaz Onay tarafından oyunlaştırılan
Küçük Adam Ne Oldu Sana? Oyununu ilk kez Ankara Sanat
Tiyatrosu’nda izlemiştim. Sanırım 80li yılların başıydı ve
Yılmaz Onay toplumun farkında olmadığı gerçeklerle
yüzleşerek, bilincin açığa çıktığı bu romanı evrensel
yanları dikkate alarak oyunlaştırmıştı. Hatta o yıllarda
oyunun Sanatseverler’de tartışmasını izlemiş ve daha
sonradan hocam Emre Kongar’ın değerlendirmesini okumuştum.
Yılmaz Onay oyunlaştırdığı bu oyun Almanya’da olup bitenleri
daha iyi anlamamızı sağlarken, Pinneberg yoluyla toplumun
yalnız bireylerden oluşmasından çok örgütlü birlikteliğin
önemi üzerinde duruyordu. Ünlü yönetmen John Burgess’ın “Politika,
kiminle çalıştığındır” sözünü anımsadım. Pinneberg, doğacak
çocuğunun sorumluluğu, karısının durumu ve ne yaptığı ile
yapmak arasında gidip gelen çaresiz bir birey konumundadır..
Oysa oyun bir seçimin oyunudur. Pinneberg’in doğru olanı
seçinceye kadar çektiği acının sergilenişidir. O yıllardan
anımsadığım Nurseli İdiz’in mezun olduğu yıl, AST sahnesinde
tam bir Alman tipolojisi ve gencecik bir oyuncu olarak
Emma’daki başarısı ve Timur Selçuk’un etkili besteleri,
özellikle de “Ekonomi tıkırında, kriz var, bunalım var!”
sözlerinden oluşan şarkının o yıllarda dilimizden düşmediği…
Yıllar sonra Sahne Sanatları Bölümü’nün 2007-2008 sezonunda
oyunun son sınıflarla çalışılmak üzere seçilmiş olması
Almanya’nın o yıllarda yükselen faşizm tehlikesi ve Hitler’i
iktidara götüren sürecin ele alınması bakımından, kravatlı,
sermayesiz küçük adamın dar kalıplı sınırlı dünyasını
tanımak bakımından da ilginç bir deneyim olacaktı. Yükselen
tehlikeyi görmeyen birey, kendi yazgısını da şekillendiremez.
Duyarsızlık ise bireyi sonuçta içinden çıkılamaz dar bir
sokağa sokacaktır, O ya bir tavan arasında yaşamaya mahkum
olur ya da tüm maaşını bir aynalı konsola yatırarak küçük
burjuva mutluluğu yaşamaya çalışır…Ama aynı birey birden
yarattığı dünyanın kurtuluşdan çok uzak olduğunu
farkedebilir. İşte Pinneberg onu saran koşulların yarattığı
dar kıskacın içinde boğulurken ,dünyaya gelmekte olan küçük
bebeği ile birlikte gözlerini bu dünyaya açar ve safını
seçer ve bu onun hikayesinin yüceltilmeden anti-kahraman
olarak tamamlanması üzerine kuruludur…
25 Ocak akşamından başlayarak 28 Mart akşamına kadar her
cuma Narlıdere GSF “Özdemir Nutku Sahnesi”nde saat 20.00 de
oynanacak oyunu Barış Erdenk yönetiyor, Yard.Doç,Dr. Uğur
Akıncı dramaturgi ekibinin, Öğr.Gör.Zeki Karcıoğlu ise sahne
tasarımı ekibinin sorumluluğunu üstleniyor. Koreografi
Yard.Doç.Dr.Sibel Erdenk’e ait, oyunun müziklerini ise son
zamanlarda oyunlara yaptığı müziklerle dikkat çeken Engin
Bayrak bestelemiş.
Oyunda gerçekci ama farklı mekanları da içermesi nedeniyle
sıkça değişen bir mekan kurgusu var. Atmosferi
oluşturabilmek için çalışmalar önce “ Dünya hızla kirleniyor
bu kirliliği yaratanlar mı var yoksa bizlerin duyarsızlığı
mı bu kirlenmeyi hızlandırıyor?” sorusundan yola çıkarak
mekan araştırmasına gidilmiş. Sonuç kirlenen dünyayı
verebilmenin en doğru yolu olarak olayın çöplük’de
geçirilmesine karar verilmiş, Sahnedeki herşey de bu ortama
uygun göstergelerden oluşuyor. Örneğin yol, yerleşim birimi,
farklı mekanları oluşturan kocaman bir gamalı haç var
sahnenin ortasında…Toplumun içinde yükselen değer olarak
verilen gamalı haç’ın hakimiyetine karşılık Pinneberg’in
boynundaki kravat yerine kullandığı darağacı ilmeğinden
oluşan bir halat taşıyor olması başka bir gösterge…Tutmayı
düşündükleri ilk evin sahibi bir çöp bidonunda yaşıyor. Eve
çıkan yol bir taraftan çıkılan öte yandan inilen bir
merdiven, evsahibi bir market arabasında yaşıyor. Sınıfsal
farklılıklar kimi giysilerle verilmekle birlikte hiç kimse
çöplüğün yarattığı yırtık pırtıklıktan kurtulabilmiş değil.
Aynalı konsol sadece bir tahtaya monte edilmiş aynayla
kodlanmış. Hayal kurmak ise sahnedeki halatlara bağlı bir
araba lastiğinden oluşan salıncakla verilmiş. Kısacası
oyunun müzisyenleri bile çöplüğe uygun giysileriyle bu
dünyadan nasibini almış.
Müzisyenlerin bir kısmı salona kadar taşmış durumda, kimi
danslar sahne aşağısında, hatta bazı sahneler sahnenin hemen
önünde oynanıyor, böylece salt küçük adamın öyküsüne
tanıklık etmiyoruz, zaman zaman kendimizi öykünün içinde
bulunmaktan, (illüzyon anlamında değil) olayın içine karışma
durumundan uzak tutamıyoruz.
Finalde de Pinneberg boğazını sıkan (kravatından) ilmekten
kurtulup onu bize doğru, izleyenlere doğru atarken kendisini
sahneye, sahne gerisine daha doğrusu kavganın içine atıyor.
Alttan verilen ışıklar ve sis yaratılan kaosun göstergeleri
oluyor.
Orkestrada keman Seda Türkmen, yan flüt Burcu Ongun Altay,
piyano Uğur Saatçi, vurmalı Memetcan Diper ve perküsyonda
Aykut Beysi yani Sahne Sanatları öğrencileri yeralırken
fagot Ezgi Çıkrıkçı ve trompet Ezgi Unat, DEÜ Devlet
Konservatuvarı öğrencileri destek veriyor.Konservatuvar
öğrencisi iki Ezgi’ye de teşekkürler okullar arası
işbirliğinin güzel birer temsilcisi onlar…Engin’in besteleri,
orkestranın icrası ile oyuncular hem şarkıları söylüyor hem
de dans ediyorlar.
Emma Merve Koçer, Pinneberg Kaan Turgut, en az birkaç rolü
oynayan Eser Karabil, Tolga Güleç, Gökay Müftüoğlu, Sevi
Demirçivi, Can Şıkyıldız, Ayşegül Sünnetcioğlu, Gözde
Kocaoğlu, Faik Üretmen ve çöplük halkını oluşturan ama bir o
kadar da danslarla dikkat çeken Dalya Kilimci, Jülide Derya,
Sena Karadayı, Seda Türkmen ve Burcu Ongun Altay her cuma
birlikte yola çıkıp birlikte ipi göğüsleyerek tiyatronun bir
ekip ve disiplin işi olduğunu eğitimleri kapsamında
gösterirken aynı zamanda sizleri Pinneberg’in yani küçük
adamın dramına tanıklık etmeye bekliyorlar.
Kirlenen bir dünyadan kurtulup, kendinizi tiyatro dünyasında
bulacağınız salonumuza dünyanın sizlerin de farkında olmadan
nasıl kirlendiğini izlemeye bekliyoruz. Çağımızın önemli
yazarlarından Thomas Brasch’ın dediği gibi “ TİYATRO SANATI
DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEK BIR ARAÇ DEĞİL, BU DÜNYADA HAYATTA
KALMAMIZI SAĞLAYAN BIR ARAÇTIR.”
Bu yüzden özelde tiyatro sanatına genelde sanata dört elle
sarılmamız gereken bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorsak
evde oturmak yerine birlikteliğimizi paylaşmanın yolu aynı
salonda birlikte soluk almayı becerebilmektir. Sanatsız
kalmayın, sadece seyirci olmayın…
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||