EGE SANAT DERGİSİ

  ANA SAYFA 

AYIN SÖYLEŞİSİ

“İZMİR’DE YAŞANILAN SANATA ADANMIŞ YARIM YÜZYIL”

GÜVEN ZEYREK

 

NEJLA UYANIK

 

 

YUNUS İMDİ VAR TEK OTUR / YÜZÜNÜHAZRETE GÖTÜR

ÖZÜN GİBİ BİR ER GETİR / HİÇ CİHANA GELMEZ OLA

 

 

 

 

 

Seviye çok önemli bir şey.Sadece ekonomi,endüstri,tarımsal endüstri bunların hepsine varız.Ama bunun yanında kültür,sanat para verilip kurulmuyorsa evrensele çıkış yok.Belki zengin olunur,   ama seviyesiz zengin olunur.Seviye lazım.Bu seviye içinde artık sanatı bir yere koymak lazım geldi.Bu fantezi olmaktan çıksın.İnanç  modeli haline gelsin.devlette de  aynı zafiyeti görüyorum.Devlette sanat yahut onun yanı sıra fikir eğitimi bir ayaksa,beden eğitimi ikinci ayaksa,sanat eğitimi dediğimiz üçüncü ayak batıda var,  konmuş ilk zamanda,bir Atatürk  var on yıl.Müthiş bir olay. Ondan sonra her şeyi almacı ve benzetmeci  anlamında;  varmı?  var, demek için,mesela haftada bir saat resim dersi var. Haftada bir saat resim olmaz en az üç saat olmalı. Bunu yerine koyun,hayır koymuyorlar, burada da devletin zafiyeti var.

 

N.U : İzmir deki sanatsal etkinliklerde yerel yönetimleri nasıl buluyorsunuz?

 

G.Z : Son zamanlarda özellikle Konak Belediyesi, hiç ummadığım kadar,açık açık adını da vereyim Muzaffer bey,Muzaffer Tunçağ, hiçbir belediye başkanında şimdiye kadar görmediğim sanata karşı büyük bir değer bilirlik içinde  ve ilk defa olarak Güzelyalı Kültür Merkezi,Alsancak Kültür Merkezi, Eşrefpaşa dolu dolu çalışıyor bunlar her branşta,sergiler,konserler her şey var, demek ki yine aynı yere döneceğim,kapasıte meselesi, kişinin kapasitesi meselesi.Kapasitede varsa; bir kişi bile çok şey yapabiliyor.

 

N.U : Muzaffer bey gibi bir Büyük Şehir Belediye Başkanımız olmasını dileyerek sorularıma devam ediyorum.Dergimizi nasıl buluyorsunuz?

 

G.Z : Derginiz İzmir için bir büyük eksikliği doldurmuştur.Derginizin  serüvenini ilk günden bu tarafa doğru izleyen bir sanatçı olarak, sizlerin hangi şartlar içersinde o dergiyi yaşatma savaşı verdiğinizi, tıpkı bir sanatçının yaptığı gibi.Çok büyük birt mücadele örneği vermiş olduğunuz, mücadelenin ürünü olan dergi iyiye  güzele doğru gitti hep, bundan sonra süratle kalkınacaktır.Çünkü dergi tuttu. Bu konuda acaba diyordum, ben inanın.İlk emin değildim.Bu dergiyi, bu insanlar, havariyun olarak başlattıkları, bu dergiyi nasıl  yaşatacaklar? Bu umursamaz İzmir, bu lakayiti içindeki İzmir,hatta haset ve kıskançlıklarda var bunun içinde.Nasıl yapacaklar bu işi.Büyük bir merak içinde sizi izledim,ama inanmışsınız,idealistsiniz.Başardınız.İzmir’e iyi bir hizmet yaptınız,çok  daha yapacaksınız.İnanıyorum.

 

N.U : Siz birçok İzmir’li sanatçının yaptığını gibi İzmir’i bırakıp gitmediniz,50 yıldır bu şehre resim sanatı adına çok önemli katkılarınız oldu, İzmir size gereken değeri gösteriyormu?

 

G.Z : İzmir resme bir şey ilave etmek isteyen dayatma  anlamında karşı duran bir adama ne dereceye kadar yakın olabilir.Göz tabiyatçılığı olarak doğa ve kartpostaldan bir parça öteye ,yeni gelen bir toplumda kendisine aykırı,’’sanat bir aykırılık zaten!’’resmi nasıl çok sevebilir?Sualinize çok olumlu bir cevap veremiyeceğim.Var resmimi sevenler izmir’de, azınlık bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar az.İstanbul garip ,İstanbul beni tanıyor.İzmir e verdim ömrümü ama İstanbul şimdi beni izmir’den daha çok tanıyor. İstanbul’da köklü bir imparatorluk geleneği var.Bizans var, Osmanlı var, şimdide  kocaman bir İstanbul var ve orada evrene bakabilen,dünyaya bakabilen adamlar var gerçi İstanbul’da da galericilik bitiyor,müzayedeye dönülüyor,bezirganlık yapılıyor artık…..’’İzmir’in kendini kendi içinde araması lazım’’,alma ve benzetme kısmı başlangıçtır,temelde yapılabilir ama,batının taklidi olmaktan öteye gidemez,dünyaya çıkardığın zaman kıymeti harbiyeleri yoktur.Benim resimlerim için orijinal diyorlar,özgün diyorlar.Bakın çoçuklar,tirilyonlar versek şu keyifli zamanı geri alamayız,zaman önemli,aynı zamanda özbilinç teşekkül ederken kültürde çok önemli,zamanında kültür ve sanata gereken önemi verirseniz her şey yerli yerine oturacaktır.

Ben hep umutları olan bir insan oldum,İzmir içinde umutlarım var.

N.U :  Sergileri ve bu sergileri oluşturan yapıtları, üreten sanatçıları izleme kültürü nasıl? Satış olmaması nedenleri sizce neler?

 

G.Z : Bakmak var görmek var.Görmek bir eğitim.Görme eğitimi yok Montein in  çok hoşuma giden bir sözü var “insanlar hep harukuladeliklerin peşindedirler.Ama dinsel yaşamlarında da değil.Binlercesinin üzerine basarlar geçerler farkına varamazlar.’’Şimdi bu batı toplumunda söylenmiş koca bir filozofun sözü.Bize dönelim; bizde görsel algılama eğitimi o kadar  zayıfki bakıyor insanlar görmüyorlar.Zaten görme eğitimi biraz iyiye güzele doğruya, doğru gitse, şu ülkemizin,yollarımızın genişliği, sokaklarımızın paspallık ve külüstürlüklerinden, bir anda rahatsız olacağımız için İlk önce kendimiz ıslah anlamında belediyelere yada o şehri kuranlara yardımcı olabiliriz.Biz görmüyor, yapılan iyi güzel bir şeyi bozuyoruz.İyi bir proje çıkıyor.O projenin üzerine bir takım asalak,bir şeyler ilave etmekle marifet  yaptığımızı sayıyoruz. Üzerine gelip yapışan istiridyelere benziyoruz. Özü yok ediyoruz. O bakımdan görsel algılaması olmayan bir kişinin anlaması zor. Önce görsellik; görsellik de doğayla başlıyor,doğayı seviyor.Sonra doğanın üzerine ilave edilen insandır ; sanat,doğanın üzerine ilave edilen insanın ortaya var etmiş olduğu sanat eserini,yapıtı görmeye başlıyoruz.Yapıtı gören kişi, bunu insan yapmış diyor.O insana karşı bir hayranlık duymaya başlıyor.Ve dolayısıyla doğa sevgisi, sanat sevgisi, insan sevgisine kayboluyor.Eksik olan burası.Bunun telafisi içinde bir çaba yok halen.Daha bir yalınkata gidiş var. Buna çok üzülüyorum.  .İzmir ‘de bir hal var.Söke’li yada Aydın’lı  gelip İzmir’den alışveriş etmekten keyif duyar.Halbuki orada vardır o . Ama İzmir’ den aldım der.Şimdi aynı İzmir’li sanatsever buradan resim almıyor öyle bildiklerim var.İstanbul’dan resim alıyor.Ben Özel Türk Kolejinde öğretmenlik yaptım.Benim öğrencilerim şimdi izmir’in yönetim kademesinde.Davetiye gönderiyorum, gelmiyorlar.Bunu biz yapmışız, kusur bizde nasıl veremedik ki; ben iyi bir hocaydım.Bahattin bey beni çok sever.’’Üç direkten birisin’’ diyor bana kolej için.Eksik olmasın, sağolsun, kadirşinaslığıdır. Var, çok iyi çocuklarımda var ama geneli, yüz birimden en az elli birimi bu görme  eğitimini alabilmiş olsa bu toplum böylemi olurdu.Şimdi ısmarlama bir toplum kendisi almıyor.ısmarlıyor.

Birde sergi açılışlarında,ellerinde içki,o güzelim eserlere arkalarını dönüp sohbet etmeleri beni çok rahatsız ediyor,inanın sergi açılışlarına gidemez oldum,olmaz! sergiye ve sanatçısına saygı duyacaksın orada eser izleyeceksin,maalesef bu kültür gelişemedi.

N.U : Kendine özgü bir kişilik ve özgün tasarımlar,yeterince anlaşılabildiğinizi hissediyormusunuz?

 

G.Z : Anlaşılmıştır bir takım çevrelerce fakat garip şeydir bu bazı anlamalar dile gelmiyor.Neden dile gelmez anlamıyorum, bende o tür bir duygu olmadığı için benim dışımda bir duygu bu.Bazı çevreler haset ediyor.Seni görmezden gelip üstüne basıyor, birde bu var, biz bunu İstanbul’da da yaşadık.Bir misal vereyim size muazzam grup olarak bir sergi yaptık AKM de bütün salonlar bizimdi.Buyur ettik akademi çevrelerini,Ahmet Kınaytürk vardı Sanat Çevresi Dergisi’nin sahibi oda bu işe ön ayak oldu.Dedi ki, boğazda balta limanında üniversitenin damat Ferit Köşkü Lokali var.Sizi hocalarla buluşturacağız,olur dedik, bir akşam bindik arabalara, balta limanına indik.Hocalar; bütün akademinin,Rektör başta olmak üzere Bülent Özer.Biz karşılarına dizildik, uzun bir masada.Kimse konuşmuyor karşı taraftan.Dedimki beyler biz sizin misafiriniziz. Buraya davet edildik geldik.Siz bize hiç iştirak etmiyorsunuz.Sade yemek ve içmek.Biz kendimiz de yer içerdik.Sizinle biz burada bu sofrada muhabbete geldik.Kocaman bir sergimiz var.Bu serginin bir manifestosuda var.Türk resminde ilk manifesto.Dehşet rahatsız oluyorlar bundan.Niye  bir şey konuşmuyorsunuz. Beğenmiyorsanız, beğenmediğinizi söyleyin.Eleştirin bizi.Tartışalım burada dedim yine ses yok.Hiç unutmam Allah rahmet eylesin Özer Kabaş.O da onların içinde,saat 12.00 ye doğru bizim sofra  bitti,çıktık. Çok güzel bahçesi var köşkün Özer Kabaş’ın meğer yarasına  değinmişim.Bahçede beni yakaladı gel sana sarılayım dedi .Sarıldı öptü öptü.Biz bu adamlara bunları anlatamıyoruz dedi.Kendilerinin dışında hiçbir varlığı görmeye tahammülleri yok.Anlayan da anlamıştır,ben resimlerimde,fikirlerimde hiç ödün vermeden geldim bunca yolu.

 

 

NEJLA UYANIK : 50 yıllık bir serüveni, uzun bir yolculuğu anlatan retrospektif  seginizden başlayalımmı?

GÜVEN ZEYREK : Ben 40. yılımı yapmıştım zaten,  1957 den bu tarafa yarım yüzyıldır, İzmir’ de yaşayan tek sanatçıyım ben.Benden yaşlıları belki olabilir,  ama benim kadar üzün süre İzmir’de olan ikinci bir adam yok,o bakımdan İzmir’e karşı bir ödevim, görevim, bir boyun borcum. Aynı zamanda bir görücüye çıkma olayı olarak derlediğim, retrospektif ,geriye dönüşlü bir bütün oluşturmak düşüncesi dört seneden beri kafamda vardı, bunu gerçekleştirebilme anlamında önce  İzmir’ mi yoksa İstanbul’ mu diye düşündük,bir müddet.Ondan sonra İstanbul önce olsun dedik.Bu arada  çok güzel bir kitap oluştu,,mutlaka göreceksiniz.275 sayfa bir kitap,çok da güzel bir baskı.İstanbul’ da  da isabetli bir karar vermişiz.Sanat merakıyla tüm İstanbul bu sergiyi gördü desem yanlış olmaz . Sonra İzmir’e dönüş anlamında o sergiyi kapadık,iki ay aralıkla 1957-2007 anlamımda 50 yıllık bir süreci İzmir de tekrar ediyoruz.İstanbul daha büyük bir sergiydi, mekan daha büyük bir mekandı Kibele.İnsan böyle, 50 yılını bir arada  duvarda ilk defa görmüş olmanın muazzam bir heycanını yaşıyor.Ben yaşadım orada onu.Hatta genel müdür geldi Ersin Özince ona dedimki ‘’böyle bir mekan bana ver, bütün resimlerimi sana bırakayım.Ama Güven Zeyrek adına…’’kahkahalarla güldü.Mekan harikaydı  anlayacağınız. 50 yıldır biz bu işe emek verdik.Talihsiz bir emek… bu ne demek? Benim resmim satsın,benim resmim beğenilsin, demedik.Sanat zaten bir karşı duruş olayıdır, biliyorsunuz. Şimdi; buraya kadar olan resim dünyasına, eğer gücün  soluğun varsa,  bir ilave  bir katkı, koyabilme olayıdır, sanat. Netice  itibariyle,sergime gelirsek, bütünü görün,hep beraber görelim isterseniz,bütünde ben  şunu yaşadım ilk günden bu tarafa olan serüven böyle değildi, iyi yaşanmış, bir birine kontras hiç bir şey yok,sanki  ilk günkü Güven Zeyrek’le bu günkü  Güven Zeyrek tabi daha soyutlaşmış, ama ilk günkü Güven Zeyrek’le bu günkü Güven Zeyrek arasında bir birine zıtlık ayrı karakterler yok. Bütünde bunu görmüş olmak, hoşuma gitti.

N.U :İzmir’de gereken ilgi gösterildimi serginize?

G.Z :  Araya bir kongre girdi, bir tıp kongresi,1400 doktor vardı 3 gün müddetle,onlar çok gezdiler sergiyi.Gerçi sergimin bütününü biraz yaraladı,antredeki resepsiyonlarında 3-4 resmim kaldırıldı mecburen,daha önce konuşulmuştu.Yoksa kaldırtmazdım.Geziliyor sergi,duyuruda iyi yapıldı.Sansasyon olarak İzmir’de bizim resimlerimizi herkesin sevmesi mümkün değil,alışılmamış resimler olduğunu bildiğim için umulanın dışında bir beğeni kulağıma  çalınıyor.

 

N.U : İstanbul’daki katılımla kıyaslarsak?

İzmir’de yeni yeni bir şeyler başladı. Almacı ve benzetmeci şeyler bunlar. Bu kursların getirmiş olduğu yeni yetme hanımefendiler ve beyefendiler çok çabuk ressam oluyorlar.Birde sanatçı oluyorlar sonra galiba.Resim yapmalarına büyük saygı duyuyoruz.Gidip konken oynamaktansa resim yapmaları muhakkak çok iyi de böyle çabuk  ressam olabilmek ,sanaçı olabilmek öyle yağma Hasanın böreği değil.Emek değil, büyük emek vermek lazım.Hatta büyük emek de yetmiyor, yaradandan  nasipdar olmak lazım.Bir düşüncem vardır, eskiden beri.. ona katkı anlamında şöyle diyorum.”Ressam kimdir’’ diye sorsalar bana,’’ressam; özgün biçim sunan adamdır.’’Bakın, renk lafını söylemiyorum, fakındaysanız, renk onun içini dolduruyor, çünkü.Özgün  biçime varamayan bir kişiliğin,özgün biçemde bir usluba varması mümkünsüz bir olaydır, diyorum.

 

Geriye dönüp bakıyorum şöyle kendi kendime.Ben hep kendi kendimi sınarım.’’Güven sanata ihanetin oldumu hiç?” olmadı hiç.”Sanatı, para kazanmak için, meta haline getirdinmi?”  hiçbir zaman yapmadım. Üçüncüsüde , kıskanmadım kimseyi.Karşımda iyi sergi gördüğüm zaman sahibini tanıyayım tanımayayım onda bir şey varsa bir  yere doğru gidiyorsa, onu gittim, buldum, tanıdım ‘’aferin arkadaş, sen güzel bir noktada yürüyorsun ,sakın ha bu işi bırakma çünkü gördüğüm yapıtlar senin için bir takım  müjdeler vaad ediyor  çalış’’ dedim. Sevmediğim sergilerde sustum. Söylemedim, sustum.

N.U : Elli yılın size artısı eksisi nedir,envanterini çıkarırsak?

 

G.Z : Çok geniş bir soru.Türk toplumunun eğitim sisteminde estetik alan kavramı yok.Ailede de yok,sokakda da yok.Köyde  otantik bir şeyler var. Şehirde buda yok.Bu çok gelenekli bir şehir se, İstanbul gibi, o imparatorluğun getirdiği bir şey o. Orda bir şeyler var, ama bizim  ege sahili içersinde, incimiz İzmir! fazla dışa dönük! Fransızların çok güzel bir sözü var, benim çok hoşuma gidiyor. “Derinlemesine düşünme” derinlemesine düşünme olgusu bizim toplumumuzda İzmir’lilerde İzmir’imizde, Ege lilerde biraz yüzeysel.Bunu söylüyorum ayıp olmasın. Ayıp da değil bu realite.Bu yönden sualiniz açımlanması gerekirse 50 yıllık serüvende  bir takım büyümenin getirdiği sıkıntılar var..Bu biçim ve muhteva ilişkisi gibi bir bardak düşünelim, çok güzel bir bardak.içindeki muhteva yoksa o bardak sadece  biçimsel kalıyor. Onun içini dolduracak muhteva,  içerik diyorlar bugün ona içerik lazım o yönden doğrusu elli yılı katettik geldik.O tasayı taşıyan, o tasa üzerinde israrla durabilen, inatla durabilen biriyim.Yani elli yılın kat ettiği süreç daha iyi,daha güzel,daha doğru olmalıydı diyorum.Aksine bu nüfus patlamasının getirdiği,birde televizyonun getirdiği yalınkat giderek insan okumasız yazmasız,düşünmesiz,felsefesiz. Düşünmesiz ve felsefesiz sanat olmaz ki, kardeşim.Böyle bir atmosferin içinde tatminsizim.Mesela bu sergiyi açtık değilmi? Bu sergiyi dört milyon nüfuslu bir kentte ,ne yapıyorum ben? beni sorgulayabilecek hiç olmazsa, 5-10 bin kişi olmalı diyorum.Bıraktık 5-10 bin kişiyi bin kişi olmalı diyorum.500 e iniyorum,300 e iniyorum,100 iniyorum.Çarpıp geçiyor her şey.Bereket bir kitap yaptık da o kalacak yarınlara….Ne yaptığımızın hesabı o kitap..Resimlerimde kalacak elbette, ama  resimlerimle felsefem bir yerde bir birini bütünlemeli.Öyle sanıyorumki Türk toplumu böyle bir dibe vurup tekrar yücelecek.Hareketler var görüyorum.Hiç topluma bakarken bütün eksileri ve artılarıyla bakıyorum bütün bu yalınkatlar içinde bir takım güzel olgularda var, ümitsizliği sevmem toplum adına.Ümitsiz değilim.Olacak da biraz ağır gidiyor sadece..

Bu söylediklerim aynı zamanda İzmir içinde geçerli.Ben İzmir’i çok sevdim.50 sene burada yaşamımı sürdürmek ne demek.Dünyanın merkezi diyorum İzmir için.Nasıl bir merkez bu, başta,dünya uygarlığının,ilk meyvelerini İzmir’de  ve çevresinde vermiş. Böylesine doğa zenginliği içinde olan bu kadar güzel bir kentin havasıyla her şeyiyle bu   kentin insanıda basdığı yeri, toprak deyip geçmeyip,  tanıması lazım. Bastığımız yeri, artık tanıyalım.Çok güzel bir yerde yaşıyoruz, sahip çıkalım izmir’e.İzmir’e sahip çıkmak lafla değil,eylemle olmalı.

N.U : 50 yıldır İzmir’de sanat yapan,sanatı yaşatmaya çalışan biri olarak,İzmir deki sanatsal aktiviteler, olması gereken yerdemi?

 

G.Z : Benim şöyle kanaatlarım vardı.İzmir üniversite şehri oldu.Daha sonra 2 üniversiteyle  beslendi.Güzel Sanatlar Fakülteleri geldi, izmir’e.Özlem ya bu.Bu özlemin getirdiği izmir’e başka ruh başka bir hava gelir inancındaydım. Şimdi bakıyorum  ve buradaki faültelerimiz üniversitelerimiz anlamında söylüyorum.Yeterli bulmuyorum; kıyıdalar, marjinaller, toplumun içinde değiller.İkincisi İzmir, biraz önce söylediğim gibi, ben ilk  üç sergimi İzmir’de hiçbir mekan yoktu sergileyebilecek,ne devlette ne bankalarda ne özellerde.Fransız Kültür Merkezi salonlarında açtım.O günden bu güne bir çok gelişim var.Nasıl gelişim? .Kültür merkezleri var.Üniversitelerin Kültür Merkezleri var, Resim Heykel Müzemiz var.Eskiden,ufacık bir yerdeydi, fuarda,üs katta .kimsenin bilmediği bir yerde.Devlet olanakları anlamında bir takım müesseseler var.Özeller anlamında da, bir takım galeriler var.Bir de amatör anlamında, eğitim yapan kurslar var.Bu kurslar ne veriyor.Çok şey vermiyor, yanıltıyor bazı yerde.Samimi olarak gelen amatörü yanılttığı yerler var.Burada, her halde sanata; maddenin getirdiği açmaz bu.Bir garip şey . Türk sanatında genişlettiğiniz zaman aynı açmazı buluyoruz.Türk sanatında da bugün madde satma, satamama olayı.Kaygı dediğimiz sanatçının var oluş, var etmek kaygısını yaralamıştır diye inanıyorum.Devletin müesseseleri rasyonel çalışmıyor.Açık söylüyorum, bu müesseseler verilen masrafların karşılığı değiller, içim acıyor.Yüreğim sızlıyor bir eğitici olarak sanat eğiticisi olarak.İzmir elli yılda bir takım yollar kat etmiştir.Bir takım müesseseler kazanılmıştır.Elbette ki,  azlıktan çokluğa doğru bir gidiş vardır, her konuda ama verilenle, alınan düşünüldüğü zaman  rasyonel  bir çizgi bulamıyorum.Burada bir açmaz var, burada bir tembellik var.Garip bir tembellik.Bu nasıl yenilir.Yenilmesi gereken bir kavram.