EGE SANAT DERGİSİ

  ANA SAYFA 

AYIN SÖYLEŞİSİ

 

AYŞE KULİN

 

NEJLA UYANIK

 

 

İlk yazarlık denemelerini gönderdiği yayınevi (ki ismi lazım değil; bunlardan çok var bu piyasada) şöyle bir yanıt verir’’Sayın Ayşe Kulin son hikayeleriniz ilklerin gerisinde,sizin için üzgünüz.   imza’’

Bu yazı birde bir tam dosya kağıdına kıyamayıp ,yarım dosya kağıdına yazılmıştır.

Fakat basılmaya değer bulunamayan bu çalışma 1995 de Haldun Taner Öykü Ödülü birinciliği alır,bunlara 8 öykü daha ilave edip ‘’Foto Sabah Resimler’’ kitabıda Sait Faik Hikaye armağanı alır 1996 yılında.

 

 

değil yazarın da ufkunu açıyor.Değişik bir yere kanalize oluyorsunuz ben köprü sayesinde Anadolu'nun yeni bölgelerini öğrendim.Kardelenler sayesinde çok daha derin bilgilere sahip oldum, hayatıma bir misyon edindim.Eğitimin önemi bana kardelenleri yazarken geldi.Doğuyu tanımasaydım doğuyu tanımayan hiç kimse Türkiye' ye gittiğini söylemesin.Doğuyu bilmeden Türkiye'yi tanımıyorsunuz.Biz burada hayal dünyasında oturuyoruz.

N.U :
Kadınlarla büyüdüğünüzü biliyorum.Anneanne,anne,teyzeler,hep mantıklarıyla hareket eden otoriter Çerkez kadınları,ama bir teyze var ki;tam aşk kadını 30 yıl beklemiş aşkı için,bir söyleşinizde demişsiniz ki ''sülalemdeki diğer kadınlar,asla yapmaz,isteselerde yapamazlar ama o yaptı''Bu nasıl bir aşk nasıl bir yürektir?

A.K : Nefes nefesindeki Selva, Veda'daki Sabahat'in büyümüş halidir.Yani Nefes Nefese benim ailemin üzerinden yazılmış bir kitap değil,orada Türk diplomatlarını hikaye etmekstedim.Ama bunuda anlatmadan geçemedim.Teyzemin aşık olduğu adam,eniştem Yahudi değildi çünkü Selva'da roman icabı Yahudi oldu, o koca.Ermenidir aslında,daha da vahim çünkü Ermenilerle çok acı bir olay yaşamışız.Yahudi kadar tepki,ermeni daha fazla tepki görüyor can hıraş bir şey yaşamışız hala sürüyor bu günlere taşınmış.onun için şimdi ben onu ikinci kitapta Veda'nın iklemesinde o hikayeyi bütün çıplaklığıyla anlatmak istiyorum. Cumhuriyet'in ilk yıllarını mutlaka yazmak istiyorum. Çükü benim kitaplarım okunuyor. Benim kitaplarımdan bir şeyler öğrenmek, bir şeyler algılıyor insanlar. Cumhuriyetin ilk yıllarını çok önemli.Hiç bir şey olmayan bir toprakta,yani hastalıktan kara sabandan,yoksulluktan,bitten başka hiç bir şey olamayan bir toprakta bir Cumhuriyet yetişti. Bir kuşak yetişti, ihtiyarına kadar,kurslara gidip, okuma yazma öğrenilirken,.. Biz emanetimize bakamadık.Bugün çok ilerledik, çok büyüdük,çok geliştik ama devrimlerimize hanet ederek geldik bu günlere . Cumhuriyet'in ilk yıllarını anlatmak istiyorum.Başbakan sormadımı Cumhuriyet ne yaptı diye.Ben ona o kitapta cevap vereceğim.Cumhuriyet ne yaptı?Cumhuriyet içinde çok güzel donem var.Benim babam Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir.Ne kadar köprü yapıldıysa Anadolu'da hangi köye ışık gittiyse onun alın teri var.Ben babama çok hasret büyüdüm.Can Yücel'in şiirindeki gibi çok hasret büyüdüm.Hep babam Anadolu'da bir yerdeydi, hep bir yerdeydi .Babam'a adlı kitabı alın Nejla.Çok güzeldir küçücük bir şiirdir.orda babamla olan ilişkim,güzel bir kitap orada anlatıyorum.İşte cumhuriyetin neler yaptığını o kitapta bir roman tadında vermek istiyorum.

N.U :
Cumhuriyet kadınına iyi bir örnek olarak okuyucularımıza söylemek istedikleriniz?

A.K. :
Ben bu sabah, çok erken kalktım ve bir yürüyüş yaptım.Saat 1o.oo ila 11.oo arasında birinci Kordon'da yürüdüm.İçim sızlayarak yürüdüm. Çünkü, genç insanlar vardı. Dünde, yürüdüm; dün üstelik bayram günüydü, cıvıl cıvıldı orası, bütün gençler,genç kızlar,çocuklar el ele çimenlerin üzerine uzanmışlar,ne kadar medeni bir hayat, arada öpüşenler konuşanlar çok hoşuma gitti bu manzarayı çok az yerde görüyoruz. Ankara,İstanbul ve iki üç tane daha şehir adını vermek istemiyorum. Hemen gidip bir şey yaparlar, belediye başkanına bir çamur atarlar,söylemeyeyim.Çok az yerde görüyoruz.Yanında yürüdüğüm eşime  dedimki; acaba daha kaç sene böyle kalabilecek İzmir….İzmir Türkiye'nin aydınlık yüzü.Direniyor ,dayanıyor biliyorum.Çok zor günler geçiriyoruz.Didikliyorlar İzmir'i. Tüccarının defterlerini didikliyorlar,çok zor dayanıyor. Ama inşallah dayanır. Çünkü biz bu manzaraları artık İstanbul'da dahi göremiyoruz.Yedi kilometre bir yolu bir uçtan bir uca yürüdüm….Orada gördüğüm güzel bayram günü neşesini coşkusunu çok az şehirde yaşanıyor.onun için sizi tebrik ediyorum.

N.U :
Bende anne tarafından Bosna'lı,baba tarafından Makedonya'lı biri olarak bu sohbetten çok keyif aldım,bir kere daha gurur duydum,bizleri iyi birer Cumhuriyet kadınları olarak yetiştiren başta anneme, babama ve bu nesile teşekkür ediyorum.Bu arada Veda'nın devamı olan kitap geliyor bilginize,Ayşe Kulin hayranları bende dahil.
Bu yıl ki kitap fuarı benim için,dergi için dolu dolu geçti,birçok okuyucularımızla tanışma fırsatı oldu,röpörtajlarımı takip edenler,hatta dergideki fotoğraflardan tanıyıp gelenler,resim çektirenler oldu, 4.yılımız biliyorsunuz, sponsorumuz olmadığı için çok yorucu zamanlar geçirmişte olsak,derginin bu kadar iyi takip edilir olması beni ve dergi ekibini çok onurlandırdı.
Emin Çölaşan ve Vural Savaş söyleşileride yaptım bunun dışında,onlarıda paylaşacağım diğer sayılarda sayfam kalmadı,sevgiler.

Nejla Uyanık : Ben bir hemşehri olarak Boşnak yönünüzden bahsetmenizi istiyorum,

Ayşe Kulin :
Evet baba tarafım Boşnakları tek bayrak altında toplayan Kulin Ban'dan gelir. Babam İstanbul'da doğmuş, babaannem amcama hamileyken gelmişler. Ben Boşnakça öğrenemedim.Benim diğer kuzenlerim bilir.Halamın çocukları bilir.Çünkü ben Ankara'da büyüdüm.Babamın görevi dolayısıyla biz Ankara'ya gittik. Babaanneden uzak olunca,çünkü o evde konuşulurdu babaannem,halam ve çocukları konuşurlardı.Boşnakça öğrenemedim çok üzgünüm.Bosna'ya birkaç kere gittim o dili bilmiyor olmanın zorluğunu yaşadım.Çünkü Boşnaklar da başka dil bilmiyor.Almanca biliyorlar tek tük.Dillere çok açık değiller.Onlar çok zorluklar yaşamış uzun zamanlar.Şimdi yeni yeni açılıyorlar dünyaya..

N.U :
Herşey Ercan Arıklı'nın 1 Numara Yayıncılık için,gerçek ve ilginç yaşam hikayeleri yazmanızı istemesiyle başlamış,o günlere dönelimmi?

A.K : Elimden çok tuttu.Ben öykü yazmaya başlamadan önce gazetelerde çalıştım.Dergilerde çalıştım.Hayatımı böylede kazanıyordum.Kamera arkasında kazanıyordum.Birkaç iş birden yapıyordum. görüyorsunuz beni hayatım hep nefes nefese. Çok iyi bir şey değil, kendinize hiç vakit ayıramıyorsunuz, sevdiklerinize çok az vakit kalıyor. Ama hayat öyle geldi.Çalışmak zorundaydım. Ercan'da benim çok sevgili arkadaşımdı.Bana bütün dergilerinde röportajlar yaptırdı.Bir dergiyede ben ilginç hayat hikayeleri yazıyordum.Ayda bir çıkıyordu.Kolay değildi ilginç insan bulmak.Herkes hayatını dergiye açmak istemiyordu.Ben şahsen kimseye anlatmak istemem hayatımı. Zorluk çekiyordum ama Aylin kabul etti ve bana resimler, fotoğraflar yolladı.başkanlarla çekilmiş ünüformasının içinde. Bende bir seyahat ayarladım mart ayında. Dedimki, gideyimde karşı karşıya oturalım, günlerce uzun güzel ilginç bir şey çıkartayım. Şubatta Aylin'i kaybettik…. Ve hakiketen çok üzüldüm. Benim beraber büyüdüğüm kolejden arkadaşım.Aynı sınıftan değiliz o benden büyüktü biraz .Kuzenimin kuzeni yani benim amcamla onun teyzesi evli.Sonra onun hayatını yazmak nasip oldu.Aylin benim dördüncü kitabımdı.Daha önce kendimi yazar olarak gazetelerde, şurada, burada bir isimim,kocamın soyadından tanınıyordum.Aylin beni hakikat yazar olarak tanıttı.

N.U :
İlk denemelerinizi gönderdiğiniz yayınevinden,olumsuz yanıt alınca neler hissetiniz?

için yollamaya cesaret etmiştim.Nitekim bir hafta sonra haberi geldi ki ödül almışım.Karşılaştık hemen akabinde gözlerini benden kaçırdı, bunu yazan kişi.

N.U :
Ben kendime de hayat dersi çıkarmak içinde soruyorum.O devam duygusu daha sağlam gelir ya insana, onu bana anlatırmısınız,sizde nasıl oldu?

A.K : Edebiyatta köşe başlarını tutmuş yazarlar var onlar gelmişler oralara jürilere, değerlendirmelere, programlara oturmuşlar,ama onlar belki birazda kıskançlıklar çünkü bomboş bir fuarda kuyruk oluşturunca bakıyorlar gocunuyorlar. söyleyecek bir şey yok.ama benim artık şikayet etmeye hakkım yok.Çünkü benim çok geniş okur kitlem var.Çok geniş,öğrenci genç yaşlı kadın erkek, belki çeşitli konulara el attığım için.Ben hep bir konuya takılıp kalmıyorum.Mesela çok iyi yazarlar var çok keyifle okuyorum ama hep aynı konu üzerine yazıyorlar birinci kitabı okuduğunuz zaman ikinci kitapta o birinci kitabın bir başka varyasyonu oluyor.Halbuki ben bir kitabım Bosna'da geçiyor.Bir tanesi fıratın üstündeki köprüde geçiyor.Bir tanesi İstanbul işgal altında geçiyor.Yani aynı konuyu tekrar etmiyorum.Bilakis ben Köprü'yü yazarken yayıncı bana diyor ki, Ayşe hanım kim okur köprüyü, fıratın üstündeki köprünün hikayesini dedi.Kimse okumayabilir dedim.Ama ben bir yazar olarak bunuda yazmak istiyorum.Çünkü değişik bana yeni bir soluk getirecek.Kitaplar sadece sizlerin